8 Ağustos 2016 Pazartesi

yıllar önce bir iftarda yemiştik ilk darbeyi




Sene 2013 Ramazanıydı.. Kuran mevsimi, arınma mevsimi Ramazan bereketiyle şenlendirmişti ruhlarımızı, evlerimizi..
Bir komşumuz evini açmış, mukabeleler eşliğinde layığıyla idrak etmeye çalışıyorduk canım Ramazanı.. Mukabeleyi okumak bana nasip olmuştu, imam hatipli olmanın verdiği gururla..
o yıllarda daha cemaat gerçek yüzünü ortaya çıkarmamıştı daha güllük gülistanlık bir hava vardı siyasi olarakda ülkemde..
evini açan komşumuzda hatmimizi okuyor hem de karşılıklı hasbihalleşme fırsatı buluyorduk..
komşumuz Cuma günü mukabeleden sonra gülen cemaatınden bir hanım hocanın gelip sohbet vereceğinden bahsetmişti. cemaatten birisi sohbet verecekse bunun ucunun paraya dayanacağını az çok biliyorduk, ramazan olunca bu durumun kaçınılmaz olacağı aşikardı..
afrika ülkelerinden biriydi sanırım, adını şu an hatırlayamadığım bir ülkeye ramazanda giden bu hanım hoca, orada yaşadıklarından bahsetmiş, farelerin cirit attığı evlerde kaldığını anlatmıştı. bilgisayardan orada yaşanan açlığı, yoksulluğu göstererek, biraz da vicdanlara oynayarak iftar çadırı bağışı topladıklarından bahsetmişti. ayrıca o akşam kendilerine ait okulun restorant kısmında yapılacak iftar için bilette satılmaktaydı. ve annemle çorbada bizimde tuzumuz olsun babından iki bilet almıştık. bir kaç arkadaşta yine akşamki iftar için bilet almıştı.
Akşam iftar yapılan yere gittiğimizde her şey güzeldi. slayttan fon müzikleri ve dini görseller sunuluyordu. yemeklerimizi yemiştik ve sonrasında dualar edilmişti. herşey buraya kadar normal gibi görünüyordu bizim içinde..
evet elimizden gelen bir bilet parası ödeyerek çorbaya tuz katmaktı. ama iş hiç de öyle değilmiş. iftar yemeğinden sonra yapılması gereken geciktirilmeden akşam namazını kılmaktır ama öyle olmadı.
şu an adını hatırlayamadığım stvnin sunucularından bu işte maharetli alışık olduğunu anladığım bir zat sunuculuk yapıyordu. gündüz izletilen yoksul afrika ülkesindeki müslümanlar için iftar çadırı bağışı adı altında para toplanıyordu. yani 100 kişilik iftar diye düşünün. bağışda bulunmak isteyen yokmu şeklinde sürekli bağırıyor ve açık artırma usülü şeklinde bir sistemle sunum yapıyordu.
bu arada namaz için bir vakit söyleyeceklerini şu an hiç kimsenin kalkmaması gerektiğini söylüyordu.
o an annem ve bende bir huzursuzluk olmuştu birbirimize bakıp namazı nasıl ikinci plana iter diye sessizce söylendik. bizden başka kimsede huzursuzluk durumu yoktu gözlemlediğim kadarıyla.. herkes neler olacağını bilerek hazırlıklı gelmişti.. annem ve ben bu durumdan haberdar değildik. böyle bağıra bağıra şu abla şu kadar yardım yaptı bu abla bu kadar yardım yaptı usulü belli bir bütçeye sahip zengin ablaların isimleri afişe ediliyordu. masa masa anons yapıyor ve sıranın bize geleceğini düşününce bu durum yerin dibine sokulmuş gibi hissettiriyordu beni ve annemi..
 olsa zaten bağışımızı sağ elin verdiğini sol el görmeyecek şekilde yapardık.. biz böyle inanmış ve böyle öğrenmiştik. bir an önce bitsin diye içmizden dualar ederken sunucu her masanın en azından bir çadır çıkarması şeklinde bir şeyler söylüyordu. ve masalar da ilerlerken sıra bize doğru geliyordu.


yuvarlak masalar vardı. her masada 8 kişi kadar insan vardı. bir iftar çadırı için kişinin yüklü meblağ vermesi ve toplaşıp anca bir iftar çadırı parası birleştirmesi mümkündü. yanımızda çok fazla para yoktu zaten maddi olarakda o sıralar çok iyi durumda değildim. bilet alarak elimizden gelen yardımı yatığımı düşünüyorduk ama yetmiyordu anladık. zaten namazın ikinci plana atılması ve insanların yardım adı altında paralarını afişe etmeleri beni o ortamdan iyice soğutmuştu. ve şoklar içerisinde bir an önce o olayın bitmesi için resmen içimde çırpınıyordum.
sunucunun avaz avaz yaptığı falanca abla şu kadar çadır bağışında bulundu şeklinde söylemleri zaten üstümüzde bir ağırlık ve mahcubiyet yaratıyordu birde üzerine masamızdaki arkadaşların bizde toplayalım deyip paraları çıkarmaları, bakışlarıyla siz vermeyecekmisiniz şeklinde üzerimizde baskı yaratmaları, bizi daha da zor duruma sokuyordu.
en son kurtuluş olarak daha fazla bu ortamın baskısına dayanamayarak; anneme, kalk anne yatsıya 15 dk var deyip alelacele mescide doğru gittik. kurtuluşu namazda bulduk ve hızla o ortamdan çıktık. bağış ya da yardım yapacaksam bu ne böyle bir ortamda olurdu ne de siz vermeyecekmisiniz nasıl vermezsiniz şeklindeki suçlayıcı ve baskıcı bakış atmalarla olurdu.
biz namazı seçtik ve iftar çadırı bağışı adındaki o açık artırmanın yapıldığı paraların havada uçuştuğu yeri terk ettik.
bağışa katılmadığımız için neredeyse suç işlemiş gibi ayrıldık oradan.. masadaki komşumuz dediğimiz kişilerin bakışı, bulunduğumuz atmosfer bize nasıl himmete ortak olmazsınız suçlamasını yapıştırıyordu.
himmet himmet diye infak infak diye dolananlar Allah'ın farz kıldığı ibadeti namazı son 5 dk ya öteleyebiliyorlardı. nasıl himmet bağışından bulunmazsın deyip bakışlarıyla sizi yerin dibine sokabiliyorlardı.
o akşam o iftar akşamı dertlerinin dini değerleri kullanmak olduğunu. para endeksli bir dini oluşum için her şeyi yapabileceklerini. gerekirse namazı feda edebileceklerini şoklar içerisinde canlı canlı görmüştüm..
sonrası mı ne bir sohbetlerine ne bir dini faaliyetlerine ve böylesi bir rezilliğe katılmadık.
17-25 aralık 2013lede zaten gerçek yüzlerini dahada göstermişlerdi. dini değerleri ne tür pislikler için kullandıklarını..
sene 2016 ve temmuzun 15'i ülkemize en büyük darbeyi indirdiler. dini kullanan bu grup kendi halkına silah çekti yine kendi din devletini kurmak adına. pkkya gösteremedikleri güçlerini halkına silahlarla bombalarla gösterdiler.
2013 temmuzun 17 sinde bir ramazan iftarında darbeyi yemiştik bizde bu oluşumdan. yardım yapamadığımız için hem o ortamın havasından hem de yakın komşularımızın suçlayıcı bakışlarından ruhen yaralanmış vaziyette o kişilerden uzaklaşarak atlatmaya çalışmıştık o zamanki darbemizin acısını..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder