Her evin kendine has bir kokusu olduğuna inanırım.. Huzur, mutluluk, nefret, ayrılık, hüzün gibi soyut kavramların kokusu..
İnsanların büyük bir kısmı, her gün bu kokulardan habersiz girip çıkıyor evlerine..
Kimileri dışarıdan eve dönüşlerde, özledikleri kokunun hasretiyle daha bir hızlı atıyor adımlarını.. Böyle kişiler anahtarlarını kullanmazlar kapıyı açmak için, özellikle zile basarlar.. o kokuyu hissetmek, görmek için..
Kapıyı büyük bir sevinç ve özlemle evin minik kuşları ve hanımı açıyorsa eğer; adam ciğerlerine kadar huzurun, mutluluğun misk-i amber kokusunu hisseder.. Çünkü, o evin mutfağında sevgi pişer.. Huzur taşar kaynayan çaydanlıktan su yerine.. hoşgörüyle yoğrulmuştur minik çocukların mayaları.. Anne kokusu sarar tüm evi.. İçeri adımını atar atmaz yaşarsın o kokuyu..
Saygı baş köşeye oturtulmuştur, birlikte hayatın paylaşıldığı sofralarda.. Saygıya, sevginin, hoş görünün, özverinin katık edildiği sofralarda buram buram huzur kokusu tüter tenlerden, ter kokusu yerine.. ağızlarını açtıkları her an mis gibi mutluluk kokusu yayılır etrafa..
Dışarıdan bakıldığında da hissedilir; o evde mutluluk koktuğu, bacasından sıcacık, bembeyaz sevgi dumanlarının tüttüğü..
Her evde hoş kokular olmayabilir.. Bazen sözsüz, dilsiz bedenlerin, varlık içinde yokluk çeken yaşayan cesetlerin, kavganın, gürültünün hüküm sürdüğü ailelerin evlerine gitmek istemeyebilir canın..
Anlayabilirim bunu.. Bu kokuşmuşluğun içinde ne hayatlar yok oluyor.. Belki sende ya da bende yok oluyoruz.. fark etmiyoruz..
Her evin bir ruhu var.. Her ruhunda kendine has bir kokusu.. Bu kokuyu güzele ya da kötüye dönüştürmek senin ruhunun elinde.. Bu kokuyu yaşamak ya da yaşatmamak da hakeza..
Betonlaşmış ruhların istilasına uğramış dünyanın; yaşayan capcanlı evlere, tertemiz ruhlardan çıkacak gerçek ve güzel kokulara ihtiyacı var..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder